Kanaat Söyleşileri: Burhan Kuzu “Başkanlık Sistemi ve Türkiye”

ÖNSİAD ‘ın haftalık icra ettiği “Kanaat Söyleşileri” programımızda bu hafta Ak Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu konuğumuz oldu.

Önder İş Dünyası Sanayici ve İşadamları Derneği (ÖNSİAD)’nin geleneksel hale getirdiği “Kanaat Söyleşileri” programımız bu hafta ülkemizin değerli hukukçularından Ak Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Prof.Dr. Burhan Kuzu, “Başkanlık Sistemi ve Türkiye” başlıklı bir konferans verdi.
ÖNSİAD’ın İstanbul Tekstilkent’teki genel merkezinde verilen konferansa, başta ÖNSİAD yönetimi ve üyeleri olmak üzere Tekstilken yönetim kurulu üyeleri ile davetli misafirler katıldı.
Program ÖNSİAD Genel Başkanı Rasim Erdoğmuş’un yaptığı açılış konuşmasıyla başladı. ÖNSİAD’ın kuruluş geçmişi hakkında bilgi veren Erdoğmuş, konuşmasının devamında ülkemiz için önemli olan konularda ÖNSİAD’ın durduğu noktayı izah etti. Özellikle Başkanlık Sistemi, Çözüm Süreci ve Yeni anayasa hazırlanmasının önemi üzerinde durdu.

BAŞKANLIK SİSTEMİ KAÇINILMAZ

Rasim Erdoğmuş, Başkanlık sisteminin artık Türkiye için kaçınılmaz olduğunu belirtirken, neden böyle bir sisteme geçmemiz gerektiğini örnekleriyle açıkladı. Erdoğmuş, sözlerini şöyle sürdürdü. “Demokrasinin yerleştiği ülkelerde güçlü sivil irade vardır ve bu ülkelerde vesayet sistemlerine yer olmaz. Oysa ki zayıf koalisyon hükümetlerinin idare ettiği ülkelerde siyasi istikrar olmadığı gibi ekonomik gelişme de sekteye uğramaktadır. Bu nedenle ÖNSİAD olarak Başkanlık sistemini önemsiyor ve destekliyoruz” dedi.

ÇÖZÜM SÜRECİ MUTLAKA BAŞARIYA ULAŞMALIDIR 

Çözüm sürecinin çok önemli olduğunu ve sürdürülmesi gerektiğini belirten Rasim Erdoğmuş konu hakkındaki görüşlerini şöyle açıkladı. “ Türkiye’nin yaklaşık 40 yılına, 300 milyar dolarlık ekonomik kaybına ve 40 bin cana mal olmuş bu kirli terörün mutlaka sona ermesi gerekir. Bu gerçekleştiği taktirde ülkemiz çok daha büyük bir ivme ile kalkınacaktır. Gencecik evlatlarımız o kutsal hayatlarını ülkemizin gelişmesini için harcayacaktır. ÖNSİAD ülke menfaatini her şeyin üzerinde tutmaktadır.

TÜRKİYE ARTIK DARBE ANAYASASI İLE YÖNETİLEMEZ

1980 darbesinin devleti kutsayan anlayışın günümüzde sürdürülemez, öncelik insan olmalıdır diyerek sözlerini sürdüren Başkan Erdoğmuş konuşmasının devamında, artık 21. Yüzyılda darbe anayasalarına yer olmadığını belirtti. “Devletçi anlayışlar geride kaldı. Şeyh Edebali’nin dediği gibi insanı yaşatmalıyız ki devlet yaşasın anlayışıyla insanı öncelememiz gerekir. Yeni anayasa insan odaklı olmalıdır. Kimseyi ötekileştirmeyen, farklılıklarımızı zenginlik olarak gören bir anlayış milli birliğimizin de temelini oluşturacaktır..”
Ak Parti İstanbul milletvekili Prof. Dr. Burhan Kuzu, Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi geçmişi hakkında verdiği örneklerle söze başladı.Özellikle İttihat Terakki anlayışının Osmanlı İmparatorluğu’nu nasıl bitirdiğini belirttikten sonra bugünkü muhalefet anlayışı ile İttihat Terakki anlayışı hakkındaki paralelliğe dikkat çekti.

CENAZE KALDIRACAK İMAM KALMAMIŞTI

Kuzu sözlerini şöyle sürdürdü, “ Bugünkü muhalefet ne yazık ki yüz yıl öncesi yıkıcı ve yabancılaştırıcı anlayışın bir devamı. Milletin değerlerine karşı bir siyaset izliyorlar. Diyorlar ki; İmam Hatipleri chp kurdu, doğrudur CHP kurdu ama mecbur kaldığı için kurdu. Çünkü din eğitimini yasakladıkları için köylerde cenaze kaldıracak imam kalmamıştı.”

VESAYETÇİ ANLAYIŞ YILLARCA DEVAM ETTİ

Burhan Kuzu, siyasetçilere faaliyet alanlarının daraltıldığını özellikle 1961 anayasası ile bunun legal hale getirildiğini dile getirdi. Kuzu sözlerine şöyle devam etti. “ 1921 anayasası milletten güç alıyordu. Ancak 1924 anayasası ise millete rağmen yapıldı. 1921’deki anayasada devletin dini İslam’dı. Ancak sonraki anayasalarda bu ibare çıkarıldı. İlk serbest seçimlere kadar, yani 1950’ye kadar CHP tek parti iktidarı vardı. Burada bir demokrasiden söz etmek mümkün değil zaten. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidara gelince mevcut sistem üzerinden siyaset yaptı ve milletin taleplerine cevap verecek politikalar izlemeye başladı. Üst üste kazanılan seçim başarıları ile Türkiye 10 yılda büyük bir gelişme yaşadı. Bu gelişmeler karşısında artık milletten oy alarak iktidara gelemeyeceğini gören CHP, zinde güçlerle işbirliği yaparak 1960 darbesini yaptılar. Darbe sonrası yapılan anayasada iktidarlara hareket alanı bırakmadılar. Kurulan anayasal yapılarla meclise ait olması gereken yetkileri kurumlar arasında paylaştırdılar”.

BAŞKANLIK SİSTEMİ PARLAMENTOSU OLMAYAN BİR SİSTEM DEĞİLDİR

Mevcut parlamenter sistem, her zaman siyasi istikrarsızlığı içinde barındırır diyen Kuzu, konuşmasına şu cümlelerle devam etti. “Türkiye 1950’den beri hep tek partinin iktidar olduğu dönemlerde büyümüştür. Artık hedef dünya gelişmişlik sıralamasında ilk 10’a girmektir. Bu ise anacak siyasi istikrar ile mümkündür. Bu parlamenter sistem devam ettiği taktirde koalisyon hükümetleri her zaman ihtimal dahilindedir. Brnim Başkanlık Sistemini sık sık dile getirmemin sebebi bir nevi koruyucu hekimliktir. Hastalık gelmeden önlem alamaktır. Şimdi geçmişte uğradığımız hasarlar iyileşmek üzere, tam iyileşebilmemiz için bir değişikliğe gitmemiz elzemdir.”

ÖNCEKİ SİYASİ LİDERLER DE BAŞKANLIK SİSTEMİNİ İSTEMİŞLERDİ

Özal, Türkeş ve Demirel’de Başkanlık Sisteminin gerekliliğini söylemişlerdi. Güçlü bir hükümet daha hızlı karar alma ve icraat yapabilme imkanına sahip olur. Oysa ki koalisyonlarda her parti kendi durumuna göre değerlendirme yapar, karar mekanizmaları yavaş çalışır. Gözümüzün önünde koalisyonla idare edilen ülkeler var, İtalya var, Yunanistan var. Onlarca partiden oluşan hükümetlerde istikrar olmuyor. Bizde de yaşandı. 1991 ile 2002 yılları arasında kurulan koalisyon hükümetlerinin ortalama ömrü 16 ay. Bu hükümetler icraat yapabilir mi, yapamazlar.

BAŞKANLIK SİSTEMİNDE BAŞKAN ZAYIF AMA İSTİKRAR VE SORUMLULUK VAR

Parlamenter sistemde milletvekilleri hür değildir. Kendilerine göre doğru olmasa bile gelecek beklentileri ve başka nedenlerle partileri öyle istediği için kanunlara evet ya da hayır diyebiliyorlar. Başkanlık sisteminde dar bölge sistemi nedeniyle vekiller daha özgür hareket edebilecktir.

BAŞKANLIK SİSTEMİNE NEDEN KARŞI ÇIKILIYOR?

Türkiye’de Başkanlık sistemine karşı çıkan üç kesim var. Birinci gruptakiler, bilmedikleri için karşı çıkıyorlar. İkinci grup ise küçük parti mensupları. Çünkü bu seçimde küçük partiler varlığını sürdüremez. İktidar olma ihtimalleri kalmaz. Üçüncü grup ise sol kesim. Türkiye’nin siyasi tercih dağılımı genellikle yüzde 65 sağ, yüzde 35 sol kesimdir. Dolayısıyla sol Başkanlık Sistemi olduğu taktirde yüzde 50’liyi aşan parti iktidar olacaktır. Sol kesimin yüzdelik payı dikkate alındığında mevcut politikalarla yüzde 50 alma ihtimali zayıf. Başkanlık Sistemi olduğu taktirde eğer sol kesim iktidar olmak istiyorsa millete daha yakın olmak zorunda kalacaktır. Aslında bu sağlıklı bir durum olacaktır.

TÜRK TİPİ BAŞKANLIK SİTEMİ SİSTEMİ

Bazı siyasiler Başkanlık Sistemini diktatörlük, sultanlık gibi kavramlarla eleştiriyor. Ancak bu sistem ne bir diktatörlüğe gider ne de sultanlığa. Çünkü bu sistemde tam bir kuvvetler ayrılığı söz konusudur. Başkanlık siteminde iki hususa dikkat etmek gerekir. Yasama, başkanın icraatını engelleyebilir. ABD.’de olduğu gibi. Birkaç yıl önce Başkan Obama kongreden yetki alamadığı için maaşları ödeyemez duruma düşmüştü. Bu ihtimali ortadan kaldırmak için Başkana belli süreler için KHK çıkarma yetkisi verilmelidir. Diğer bir husus ise Başkan’ın kabul edilemeyecek adımlarını engelleme yetkisi. Bunun için de parlamentoya fesih ve seçime gitme yönünde karar alma yetkisi verilmelidir.

ÖNSİAD GÜZEL BİR ADIM

Burhan Kuzu, konuşmasında ÖNSİAD gibi STK’ların demokrasi için vazgeçilmez olduğunu belirterek, ülkemizin daha ileri hedeflere ulaşabilmesi için her birimizin çok çalışması gerektiğini belirterek konuşmasını tamamladı.
Program, günün anısına plaket takdimi ve toplu fotoğraf çekimiyle son buldu.