Toplumların refahı, sadece ekonomik büyüklükle değil; ahlaki temelleriyle, inançla, güvenle ve adaletle şekillenir. Ticaret, insanın emeğini, bilgisini ve güvenini ortaya koyduğu en kadim alanlardan biridir. Ancak ticaretin özünde, sadece mal veya hizmet değişimi değil; insanla insan arasındaki güven köprüsü vardır.
Bir ülkenin gerçek zenginliği, sahip olduğu madenlerde, binalarda ya da sermayede değil; insanlarının birbirine duyduğu güvende saklıdır. Ekonominin temeli güven, güvenin temeli ise dayanışmadır. Çünkü güvenin hüküm sürdüğü bir ortamda ticaret büyür, üretim gelişir, toplum huzur bulur.
Bir ülkenin geleceği ne yeraltı zenginliklerinde ne de ihracat rakamlarında gizlidir; geleceğin en büyük sermayesi, eğitimli ve ahlaklı nesillerdir. Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay, ancak bilgiyi doğru kullanmak hiç olmadığı kadar zor hale geldi.
Bir milletin geleceği, inşa ettiği binalarda değil; inşa ettiği karakterlerde saklıdır. Ekonominin, eğitimin ve toplumun bütün dinamikleri birbiriyle bağlantılıdır. Eğer bu unsurların temelinde ahlak, güven ve dayanışma yoksa; hiçbir büyüme kalıcı, hiçbir ilerleme sürdürülebilir değildir.